Pozitif Bakabilmek

,

Olaylara karşı pozi​tif bakabilmek için güzel bir kahvaltı ile sağlam bir başlangıç yapabilir insan. Temeli sağlam olursa bünyenin, us da onu takip edecektir, beden de. Yeşilinden yeni ayrılmış kırmızı bir domates, sele zeytini, az tuzlu bir beyaz peynir ve köy yumurtası, hemen yanlarına sobanın üzerindeki demlikten, ince belli bardakta yerini bulan tavşan kanı bir çay ya da mis gibi kokan bir kahve…

Lokmalar bitsin istemediğin bir tebessüm var üzerinde, elindeki o köy ekmeğine sürdüğün her tereyağı parçacığı az sonra bal ile buluşacak ve sen kapıdan çıktığında yüzünde bir gülümseme ile güne başlamış olacaksın.

Sendeki gün sakinken, sana eşlik edecekler seni yolda tökezletebilir ve o pek bir tatlı huzurla aldığın nefes ufaktan solmaya başlayabilir veya solmayabilir. Bu, senin tamamen hayatı nasıl yazdığın, çizdiğin, araladığın ve baktığınla ilintili. Kendine çok acımasız olup dünyaları yıkarım derken yıkılan kendi dünyandan başkası olmayacaktır. Olumsuz takındığın her tavır sana uykusuz geceler, yalnız günler, stresli anlar ve bol sağlık sorunları getirecektir yanında. Çok mu zor? Şöyle bir dakika sırtını yaslayıp düşünmek, beyni dinlendirip, kendisiyle uzlaşmak.

Olmuyorsa bir daha dene, baktın olmuyor, olduramıyorsun, ısrar etme, her problemin farklı çözüm yolları yok mudur zaten? Yolunu değiştir.

Sen başını ellerinin arasında almış, kılı kırk yararken, hemen yan pencereden içeriye güneş giriyor. Görmüyorsun. Hareket et. Az bir başını kaldırıp, sağına dönmen yeter da artar bile.

Yağmurda ıslanmayı dert etmektense sonrasında çıkacak gök kuşağını hayal etmeli, karanlıktan korkmaktan öte, yıldızları izlemeli. Her yeni bir gün, yeni bir fırsat, güzel bir gün demek. Hangi fırtına sonsuza dek sürdü ki? Aklı ve kalbi, karanlıkta oyaladığın sürece pozitif limanlara yelken açmak için, cesaret suskun kalacaktır.

Yarın için endişelendiğin sürece bugünün huzurunu da kaybetmiş oluyorsun. Mücbir sebep denilen bir şey var. Bilir misin? Sen ne kadar çabalasan da, dışarıdan etki eden olaylardır. Oysa, kontrolü ele alabileceğin çok sihirli adımlar var.

Hiç düşündün mü? Birine en son ne zaman içten bir “teşekkür ederim” dedin, Peki ya cesaretin? Hiç sohbet ettin mi kendisiyle, ne kadar sıklıkla birine “ seni seviyorum” diyorsun?,Rüzgar ne zaman fısıldadı ve sen omzuna oturtup onu dinledin? Toprağa bastığın adımların oldu mu hiç? Kokladığın çiçekler evinde baş köşede yerini aldı mı? Dost sohbetinde rakını tokuşturdun mu? Endişe etmemeye 1 gün olsa mola verebildin mi? Deliler gibi spor yapıp ter içinde kaldın mı? En son kaç tane kayan yıldız görebilmek adına gökyüzüne baktın?

Özgür bırak kendini.. Beynin ve enerjin bırak sarmalasın kendinde pozitif olan ne varsa. Kontrol etmeye çalıştığın her neyse, güneşi ardında saklayan birer bulut sadece.

 

Lora Sucuyan

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Modu Değiştirmek

Tam da harika olduğunu düşündüğünüz bir güne “ günaydın “ derken, “az sonra canınızı sıkan minik bir sinek tüm gün onunla mücadele etmenize sebep olacak” dersem, modunuz anında düşecek ve kim bilir tekrar paşa gönlünüzün keyfini yerine getirmek için neler yapıcaksınız.

Hiç hayal kuranınız oldu mu? Hayal kurarken bir masalın kahramanı olduğunuzu hayal ettiniz mi? Rapunzel’siniz ve tek derdiniz saçlarınızın sağlıklı uzaması derken kapatıldığınız şatoda prensinizi beklemek ya da Peter Pan gibi kayıp ülkenin çocuğu olup kanca ile savaşırken buludunuz mu kendinizi hiç? Deneyin. Bir masalın kahramanı olun, eminim ki uyandığınızda yüzünüzde bir gülümseme sizi bekliyor olacak.

Hafiften yağmurun sesine eşlik eden bir müzik açın, ruh dinlensin, sıcak bir kahvenin de dumanı odanın içinde dolanı versin. Ruh dinlendiyse eğer bedeni yorma zamanı diyerek, mis gibi toprak kokusunu için çekmek için yağan yağmurun altında yürümek. Hani derler ya, “kimi insan yağmurda ıslanır kimisi ise yağmuru hisseder” o keyifsiz olan modunuzu değiştirmeye ıslanmak değmez mi ?

Ardından çıkan gökkuşağının altından geçmek için, varsa köpeğinizi de yanınıza alıp yürüyüşe çıkın. Kimbilir belki de gökküşağının en ucunu bulup dilek dileme şansınız olur. Yeşilin arasında, derin derin nefes alarak anda kalıp atıverin gökyüzüne o keyifsiz halinizi.

Baktınız keyif bir türlü yerine gelemiyor, o mod değişemiyor, en güzeli, çocuk olun! Çocuklarla şenlenin, sek sek oynayın, aralarında kaybolun. Saklanıp bir heves “ebeleyin”, çiçeklerden yemek, yapraklardan tabak yapıp afiyetle yiyin. Çocuk olun.

Geçen zorlu günlerin sonrasında ne kadar çok şey başardığınızı koca koca sayfalara yazın. O “zor” denilen projeler, yaklaşamayacağınız satış hedefleri, kazanılan kupalar, verilen kilolar, yapılan süprizlerle sevindirilen kalpler, risk alıp pes etmeden devam etmek ve daha daha. Hepsi kendi başarın değil mi? Kendini tebrik etmeye değmez mi ?

Peki ya spor? Mutsuzluğun panzehiri değil midir? Sporsuz hayat geçer mi? Terledikçe bedendeki toksinler gidip yerini mutluluğa bırakıyor. Koşulan her kilometre,geride bırakılan o düşük mod demek.

Mod bu değişir ama akıncılar yardıma geldimi gayet tabii kolaylıkla değişir. Buyrun tanıştıralım kendilerini sırayla;

  1. Müzik dinleyin.
  2. Yürüyüş yapın.
  3. Bir hikayenin kahramanı olun.
  4. Yağmurda ıslanın.
  5. Çocuk olun, çocuklarla oyun oynayın.
  6. Şimdiye kadar neler başardıklarınızı yazın.
  7. Kendinizi tebrik edin.
  8. Spor yapın.
  9. Risk alın.
  10. Tatilinizi planlayın.

Lora Sucuyan

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Sonbahar Depresyonu

Ve sıcak çikolata mevsimi açılır. Kendini bizden esirgeyen güneş, uykuya daldığında mutsuz olacağımızı kim söylemiş. Mevsim, yaprakların rüzgar eşliğinde delice dans ettiği, renklerin coştuğu, ateş başı sohbetlerin keyfe boğulduğu, sonbahar, hoş geldi.

Yapraklarını kaybeden hiçbir ağaç mutsuz değil, rüzgarın esintisiyle geliveren sonbahar, coşan renk cümbüşünü görünce değişimin ne kadar huzurlu olabileceğini düşünüyor. Sahi sonbahar ve depresyon,  koca bir yalan değil mi aslında? Sıcaklığın uykuya daldığı bu harika mevsimde yapılacak bir dolu şey varken üzülüp kendine kapanıvermek neden?

Düşünsenize, hava kararmak üzere, serinlik çoktan evlere çökmüş, üşümek kaçınılmaz, ısınmak için ormanda odun toplama zamanı. Adım adım, yaprakların hışırtıları arasında odun bulma yarışındasınız en sevdiklerinizle, ne de olsa birazdan elde sıcacık kahve ile tatlı bir sohbet başlayacak. Uzun uzun kurulan cümleler sonrası, keyf biraz da ateş karşısında film izlemek isteyecek ve saatler artık gece yarısını gösterdiğinde uyku vaktı, sıcacık yataklara doğru yol alınacak, sabahı karşılamak üzere rüyalara dalınacak.

Sonbahar bu, o sıcak telaşlı, bol hareketli enerjisi yüksek günleri unutturup yavaş ve sakin kalmayı öğreten, seni, beni dindiren bir mevsim bu. Akışta kalmayı, fısıltıyla kendinle konuşmayı hatırlatıyor insana. Sessizlik depresyon ise kimisi kalabalıkta da tek başınadır oysa. Bunu, sonbahara yüklemek haksızlık değil mi?

Kulağa seslenen Bach melodileri, sıcak akşamlardan serin gecelere ruhu dindirip akışta kalmaya heveslendiriyor insanı. Bir kitap bu kadar mı huzurla okunur.Kahramanı olmak isteyeceğin kim bilir kaç kitap sona erecek bu mevsimde. Elbet hüzün serpiştireceğiz sabahın güneşsiz uyanılan günlerine, yıldızdan yoksun gecelerine. Kimi yaşlar aktıkça rahatlatacak ruhu kimisi ise taş gibi oturacak kalbe. Düşen her bir yaprak vedalaşamadıkların acısını hatırlatacak belki de ve hayat bu devam edecek.

Sarıp sarmalanacağın kazaklar, dize kadar uzanan botları giyeceğin günler geldi artık! Aman sakın üşüme dedikçe eldivenler parmaklarla buluşacak şapkalar çeşit çeşit usu üşütmemek için yarışa girişecek.

Coşan sen varken birkaç gün öncesinde, şimdi artık uslanma zamanı. Kendinle kalıp, dinme zamanı, mum ışığında o, susturduğun seninle sohbet zamanı. Zaman bu, sonbahar zamanı, depresyondan öte kendine dönme zamanı…

 

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

İçindeki Gökkuşağı

Kimi insan yağmuru hisseder kimisi ise sadece ıslanır, kimisi damlalar sonrası o toprak kokusunu derin derin içine çeker, kimisi ise yüze vuran odamlalardan suratı asmaktansa kocaman gülümser.
Yaz yağmuru bu her yağdığında içine su serpilen bir sen varsa ne mutlu sana işte o zaman gökkuşağını da görme şansına sahipsin demektir. Peki ya bu gökkuşağı herkes için aynı yerde mi bekliyor? Olamaz. Senin gökkuşağındaki renkler farklı, onunki farklı. Sen denize hayran olup maviyi çok severken bir diğeri yeşile hayran kalıp ormanda kaybolabilir.
Sahi kaç renk vardı gökkuşağında? Bir önemi var mı ki?  Sendeki renkler neler asıl olan. Sabah uyandığında pembe panjurların ardında, sarı bir güneşle mi selamlaşıyorsun yoksa gri bulutlar üzerinde ve gün içinde sürekli karanlık sokaklarda gezinenlerden misin ? Acıkınca kıpkırmızı bir domates, yeşil bir salatalık ve bembeyaz bir peynir sofrana misafir olup yüzünü gülümsetiyorsa eğer, ne mutlu sana. Sarı bir limonu ısırıp ekşi surat haline bayılıyorsan hayat pek bir tatlı sana, beyaz bulutlar toplanmış şekle şemale girip yer yüzündeki bizlere hayal gücümüzü uyandırıyorsa eğer bir düşün bakalım senin gökkuşağındaki renkler hangisi?
Güneş doğarken senin de zihninde farklı fikirler doğuyorsa eğer bilki ilham veren bir sarı var hayatında,  her daim kendinden baharı uzaklaştıramıyorsan eğer yeşil sana sürekli cilvede yapıyor demektir, baktın disiplin eksikliği var sende ve bir türlü hizaya getiremediğin bir sen var işte o zaman koyu bir maviyi dost edin kendine, çevrendeki insanlar, sıcaklar, işler güçler seni inanılmaz yordu ve pil bitmek üzere işte o zaman hemen kırmızılara bürün ki enerjin yerine gelsin, maceraya atılmak üzere sabırsızlanıyorsan eğer hemen yanıbaşında seni etkileyen bir turuncu var demektir.
Gökkuşağı kendin olabilirsin, o kendinde beslediğin karanlığı azad ettiğin sürece. Elbet fırtınalar kopacak, dalgalar coşacak, göz yaşları sel olacak ve sonunda gökkuşağı kendini gösterecek. Her fırtına sonrası onu takip eden bir gökkuşağı yok mudur zaten?
Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Takılıp Kalmak

Takılıp kaldıysanız bir şeylere, yapmayın, sallayın gitsin, sıkıca tutarken elinizde ki o cam bardağı kırma riskiniz çok yüksek, az bir nefes alın, rahatlasın elinizdeki bardak, sakin sakin yudumlayın çayınızı, her yudumda belini kavradığınız bardağı inceleyin bakalım, sağını, solunu, çapını, altını, üstünü, malzemesini.
O, zamanında sıkıp parmaklarınız arasında boğulan bardak nefes aldıkça, keyf başlayacak.
Takılmayın hayallerdeki imkansızlıklara, tabii şunu da bir kenara not edin derim  “düşler boş oturmaz”  harekete geçin, yazın, çizin, oturun, kalkın, zıplayın, sallanın yeter ki hareket eden olun. Cebinizde minik bir defter olsun, sırdaş ilan edin birbirinizi ve sizdeki ustan geçen her bir düş satırlarda yerini bulsun.
Çıkmaz yol diye bir şey olmayacak, elbet bir yol çıkacak karşınıza, ama yokuş ama taş toprak ama bol çamurlu ama kaygan veya bol sarmaşıklı. Kimisinde keyften yolu uzatmak isteyeceğiz, kimisinde ise isyan edip pes etmek isteyeceğiz ve o yol hiç bitmeyecek gibi gelecek, öyle ya da böyle en kötü ne olabilir ki ? elbet o yol bitecek ve yenileri başlayacak, adımların sonu hiç gelmeyecek aksine hep yenileri, en güzelleri, en kötüleri en yorucuları en kolayları hep olacak.
Takılıp kalmaya ısrarcıysanız eğer, hemen üzerinizde uyuklayan o buluttan bir adım ileriye adım güneşi görme şansını da geri tepiyorsunuz demektir. Oysa fırsatlar dünyası denilen dünyayı kendiniz yaratabilirsiniz. Bir başkasından medet ummak miskinlikten öte bir şey değildir. Az bir gayret az da cesaret ile çekip çıkarın içteki kancayı takıldığı yerden ve hop diye hemen dört gözle bekleyen taze düşlere sallayın gitsin.
Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Kendi Hikayeni Yazmak

Eline boş bir kağıt ve bir kalem tutuşturuyorum ve diyorum ki ” kahramanı sen olan bir hikaye yaz”. İstediğin yerden başla. İster, önce ağla sonra bas kahkahayı, olmadı çok sinirlenip masaları yumrukla, çok sev ve dağları arşınla … Hikaye senin, nerden ve nasıl başladığın, an’ları nasıl değerli kılacağın sana ait, yeter ki sen yaz.
Sadece izin ver hayat sana hikayeni yaşatsın. O kapıyı sıkı sıkıya kapatırsan eğer, ne giren ne de çıkan olur. Ufak bir selamdan dahi mahrum kalmış olursun. Azıcık arala, güneş girsin hatta, arada bulut gölge yapmak için peşinden sokuluversin.
İmrenerek izlediğin bir diğer hayat senin olamaz ki, sendeki hayaller başka, kahkahalarının ve gözyaşlarının sebepleri farklı, sohbetin farklı, zevklerin farklı.
Ses çıkarma masanı paylaşmak isteyen yabancıya, kim bilir onda ne hikayeler saklı ve sana dokunacak belki de bir kuplesi var cebinde. Çizersen sınırı sadece kendi etrafına, sana saklı olan rüzgarlarla savrulmaya hazır değilsin demektir.
Yağan yağmurda, ıslanırken aksilenirsen minik damlalara, ne anlamı kaldı ki o toprak kokusunun hayatında, sonrası çıkan gökkuşağı da hiç heveslendirmesin sendeki dileklerini o zaman.
Yaşamaya bırak kendini, meltem misali esip gelsin sana aklında olan ne varsa. Aceleye gerek var mı ? Nasıl olsa karar vermedin mi bir başkasının hikayesinde olmaktansa kendi hikayeni yazmaya ?
Hani o gezip görmeyi istediğin ülke var ya ? Denizinde serinlemeyi, daracık sokaklarında kaybolmayı hayal ettiğin, sabahında lokmalarını sayan kuşların olduğu, ne kadar uzak olabilirsin ki? Bir hesapla bakalım. Eksik olan ne var ne yok? Nasıl ve ne kadarda ulaşabilirsin ? Yaz, çiz ama sakın ola tembellik yapıp erteleme “sonra yaparım” diye kurduğun her bir cümleyi düşmanın belirle … O sonra, hiç gelmez.
“Şimdi değilse, ne zaman ? ” senin tekerlemen olsun.
Korkularını yaşamaktansa, kendi olana sahip çık, arkasında dik dur ve yaşa gitsin!  Az bir kaybol bakalım satırlar arasında kendi hikayenin, eğlen, isyan et, çınlayıversin kahkahaların sokaklarda.. Olmadı hüngür hüngür ağla, yükseklerde koca bir kariyer yap, çok çalış, yorul, stresten başına ağrı girsin, çok sevmekten coşsun sendeki kalp, trafikte isyan et, keyfli sohbetlerin, şaşırtan tesadüflerin olsun, kendi hayatının yollarında kaybolma sorumluluğu sadece sende olsun, çıkar keyfini, doya doya yaşa gitsin.
Çok mu kolay olacak, tabii ki değil.. E zaten “önümüzdeki yol tertemizse büyük ihtimalle bir başkasının yolundasınızdır”* dikkat.
*joseph campbell
Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Hayat Sana Güzel!

Hayat kime göre neye güzel ? Hep eldeki hayatı görmezden gelip bir diğerinin hayatı daha tatlı gelmiyor mu insana ?

Tatilin en eğlencelisi bir diğerinde, aşkın en romantiği yakın arkadaşında, işin en prestijlisi, evin en güzeli ve arabanın en hızlısı hep sağında solunda … Özetle hayat hep ona güzel …

Oysa hemen bir adım atma uzaklığında, yolunuzu gözleyen kim bilir ne şahane sürprizler vardır. Görmezden gelip bir başkasının sürprizlerine göz dikerseniz işte o zaman oyun bozuluyor.

Kahvenin yanında bir parça çikolata, damağa yerleşen o tat..Hayat bana güzel demeye dahi yetebilecek güçte.

Zaten güzellik anlayışı, kişiye göre değil midir? Bendeki mis gibi hayat sana göre sığ bir hayat, sendeki deli dolu hayat bana göre coşkulu bir hayat …

Hayatınızı güzelleştirmeye niyetiniz varsa eğer, bu, sadece size bağlı, bir diğerinden kopya çekip onu yapıvermek pek mümkün değil maalesef. Hani göz ucuyla bakıpta “ah keşke” dediklerimiz var ya ? Onlar bizim hayaller değil, onun, hayallerinin üzerine kurduğu bir hayat.

Bendeki hayat, gezmelere doyamazken, elimde harita, cüzdanımı donatma telaşında olurum, sendeki hayat ise kariyer basamaklarını tırmandığında zirveden baktığında güzel geliyorsa ne mutlu sana derim.

Tek bir can hakkım varken, bunu paşa gönlümün keyfine göre yaşamaktan ne zarar çıkar ki ?

Her hayal gücü aslında farklı hayatlara göz kırpmıyor mu? Ona güç verecek olan sadece bir adım atmak, hayallerinin, alınacak olan aksiyona bağlı olduğunun farkına varmak. Farkına vardıktan sonra, yola çıktın demektir, işte o an hayat yavaştan sana güzelleşmeye başlıyor. Ruhtaki, o karanlık odalarda beslediğin korkular var ya, arkasına bakmadan kaçıp uzaklaşıyor ve adım adım hayat sana en güzelini sunuyor.

Hayat sana hazırlıklarını yaparken, görmezden geldiğin bir çok şey aslında sana özel hazırlanan süprizler, sen bir başkasının hayatına özeniverirken hemen yanıbaşında es geçtiğin anlar seni süzüveriyor. Kimi zaman hiç ummadığın zamanda karşına çıkıveren eski bir dost, kimi zaman kaybolduğunu sandığın yolda karşına çıkan muhteşem bir park, yanına almayı unuttuğun şemsiye sonrası yaz yağmuru keyfi. Her biri aslında, rafa kaldırıp unuttuğun o sendeki en güzelini getirmiyor mu sana ?

Çok uzaklarda çamaşırları leğende yıkayan çocuktaki suya kavuşma keyfi bir diğer çocuktaki havuza atlama keyfi ile benzer gülümsemelere sebep oluyorken, hayatın kime göre, neye göre güzel olduğu kişinin kendisine ait olup izinsiz kullanımda bir başkasına pek uyum sağlayamayacaktır.

 

 

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Yaz Sıcağında Ruhu Serinletmek

Her şeyin sıcacık olduğu bir mevsime kapımızı araladık çoktan. Etrafta uçuşan etekler, adım atan sandaletler, ufaktan yapılan tatil planları güne eşlik ediyor.  Apartmanlar arasında usulca kendini bulmaya çalışan ruhlar ise şansa buldukları gölgede serinliyor. 

Taze yapılmış buz gibi bir limonata eşliğinde, alınan her yudumda ufaktan es geçilen hayatlar Sokrates’ i duymamazlıktan gelemiyor  “Sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değmez”. İşte o vakit sıcakta kavrulan bedene inat ruh yola çıkıyor. 

Yaşadıklarından öte kaçırdıklarının neler olduğunu tek tek yazarak ağırlıklarından kurtulmaya karar veriyor. Yapılacaklar listesinde gerçekleştirilen her bir hayal ruha su serpiyor. 

“Her başlangıcın bir nedeni olduğu ve hiçbir şeyden bir şey oluşamayacağı varsayımından”* yola çıkarak, yeni başlangıçlara izin vermeliyiz. Hani o çok düşünüp de bir türlü adım atamadığımız sürekli içi kemiren işler, güçler ve hayaller var ya, sadece bir adım ötede oysa. Güneş bu, az bir gayret biraz da cesaretle sizi bir adım ötede karşılayacaktır. Karar veremedikçe, korku ile cesaretin ortasını belirleyemeyiz, “düşünmeye cesaret et” der Kant. 

Yapılacaklar listesini yaptınız, cesaret de geldi ve hayaller ufaktan ete kemiğe büründü, aldı sizi bir mutluluk hava da sıcacık, ruh da dara girdi, serinlemesine, neşelenmesine katkı, mevsim itibariyle dünyanın her yerinde gerçekleşen müzik festivalleri zamanı. Yer ve zamana karar vermeniz yeterli. Müzik ruhun gıdasıdır ihmale gelmez. Notaların esintileriyle serinlemeye birebir. 

Deniz, kum, güneş ve dostluk sohbetleri dahil olunca o çok yoğun geçen günler gün batımını en sevdiklerinde, şenlikli bir sofrada izlerken çoktan hafifler ve hafif bir meltem esintisiyle serinleyiverir.

Yeni bir güne zinde uyanmak için ise uykuyu dengede tutmak pek bir kritik, malum olmazsa olmaz sağlıklı bir zihnin can ciğer arkadaşıdır uyku, yaratıcılığı ayakta tutan, ruhu da iyi eden min. 6-7 saat rüyalara dalmalı hani ruh dinlenir beden güzelleşir ancak aşık da olundu mu ruh sanki kızgın kumlardan serin sulara atlayıp derin bir oh çeker sanki. “Sevgi ruhun heyecanıdır” der Descartes. 

Özetle bedeni serinletmekten öte ruhu serinletmek için yaz sıcağında neler yapmalıyız;

1- “Yapılacaklar listesi” yapın ve mutlaka aksiyona geçin. 

2-  Korkulardan uzaklaşıp düşünmeye cesaret edin. 

3- Müzik dinleyin

4- Dostlarınızla şenlikli bir sofrada gün batımını izleyin

5- Uykuya zaman ayrın

6- Sevin

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Kozmik Enerji

Enerji terapisi kavramı günümüzde henüz çok fazla bilinmeyen kavramlardan bir tanesidir. Birçok insan tarafından şüpheyle yaklaşılan bir alan olmasına rağmen, tüm dünyada farklı enerji terapi teknikleri hızla gelişmeye ve yayılmaya devam etmektedir.

Varolan birçok enerji terapisi tekniği içinde Kozmik Enerji, bütünsel (holistik) yaklaşımla hem korunma, hem temizlenme hem de şifalanma sağlayan etkili bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Yüzyıllardır Tibetli rahipler tarafından şifa vermek amacıyla kullanılan bu yöntem, daha sonra Rusya’da bir tıp doktoru tarafından sistematik ve bilimsel hale getirilmiştir.

Kozmik Enerji Terapisi’ni diğer tekniklerden ayıran en önemli özelliklerinden biri şu an kullanılan halinin bilimsel temellere dayanması ve süreç içinde gözlenebilir sonuçlar alınmasıdır. Şu anda Dünya Sağlık Örgütü üyesi olan “International Classic Cosmoenergy Federation” adında bir federasyonu bulunan Kozmik Enerji, tüm dünyada hızla yayılmakta ve tamamlayıcı tıp tekniği olarak dünyanın birçok yerinde kullanılmaktadır.

Kozmik Enerji terapisi, grip gibi viral hastalıklardan, depresyon ve kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara, çözümü olmadığı söylenen migren gibi kronik hastalıklardan, kanser vb. tehlikeli hastalıklara kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. Ayrıca stres, kilo dengeleme, öfke sorunu vb. sıkça rastlanan problemlerde de kullanılmaktadır.

Kozmik Enerji bireylere sadece şifa vermekle kalmaz, aynı zamanda bir insanın enerji bedeninde bulunan negatif etkileri de temizler. Kişinin hayatında olumsuzluk yaratan nazar, büyü, düşük seviyeli parazit varlıklar gibi düşük titreşimleri ortadan kaldırır. Kozmik Enerji bir kişinin aurasını, karmasını, geçmişini, bedenini, çakralarını, dişil ve eril enerji kanallarını tamamen temizler, dengeler ve şifalandırır. Kozmik Enerji bireyleri korur, onların manyetik alanlarını güçlendirir, enerji akışlarını sağlar, pozitif enerji ile yükler, bloke olmuş enerji yollarını açar, bolluk, bereket, sağlık ve sevgi getirir.

Kısacası, Kozmik Enerji Terapisi yaşamda var olan tüm sıkıntılar için kullanılabildiği gibi, aynı zamanda hiçbir bilinen sıkıntı olmasa bile kişinin kendini daha iyi, mutlu ve huzurlu hissetmesi için kullanılan çok güçlü bir tekniktir. Böylesi bir tekniği tarif etmek her ne kadar zor olsa da, deneyimlemesi oldukça kolaydır ve ancak deneyim ile etkileri daha net şekilde gözlemlenebilir.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Grip Tedavisi İçin 7 Öneri

Önceki yazılarımızdan birinde gripten korunmak için 7 öneri paylaşmıştık. Tabii ki bütün bunlara rağmen grip olma durumları da yaşanıyor. Grip olduğunuz için artık hiçbir şey yapmayıp beklemek yerine, yine de kendiniz için yapabileceğiniz bir şeyler var. Şimdi de grip olduğumuz zaman ne yapabileceğimizi 7 kısa maddede inceledik.

Bilimsel araştırmalar sonucu özetlenebilecek 7 öneri şu şekildedir:

1- Antibiyotik kullanmayın. Sürekli vurguladığımız üzere; grip hastalığının oluşmasını sağlayan şey bir mikrop değil virüstür. Antibiyotikler ise virüsleri değil bakterileri öldürür. Hatta virüslere zarar vermediği gibi, antibiyotikler vücudumuzdaki yararlı bakterileri de ortadan kaldırdığı için, aslında yarardan ziyade zarar vermektedir. Solunum yolları enfeksiyonuna yol açan her ne ise, bir kültür alınarak tespit edilip ilaç yazılması gerekmekteyken, genelde Türkiye’de her şeye antibiyotik kullanılmaktadır.

2- Şekeri kesin. İşlenmiş gıdalardan, tatlandırıcılardan uzak durun. Bu aynı zamanda korunmak için önerilerden de birisiydi. Aynı şekilde var olan zararlı organizmaların hızlı çoğalmasını sağlayacak bir durum oluşmaması için çok önemli bir tavsiyedir.

3- Bol su için. Gribal enfeksiyonlarda su kaybı artmakta, ateş yükselebilmektedir. O yüzden su içmemiz normalden çok daha önemli hale gelmektedir.

4- Eğer ateşiniz 38.9 derecenin altındaysa düşürmeye çalışmayın. Grip virüsü hafif yüksek ısılarda üreyemiyor. Yani aslında ateş yükselmesi de bir dereceye kadar vücudumuzun bir savunma mekanizmasıdır. Fakat ateş bu derecenin üstünde ise doktora gidilmesi ve/veya duruma müdahale edilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca kulak ağrısı, gözlerde ağrı, burundan yeşil akıntı, nefes darlığı gibi şikayetler olursa da doktora gitmek gerekiyor.

5- Tavuk çorbası (tavuğun içindeki cysteine aminoasidinin faydalı olması), sarımsak (antimikrobik) gibi gıdalar tüketin.

6- El yıkayın. Bu aynı zamanda önleyicidir. Genelde bu tarz hastalıklar el sıkışmaktan, nesnelere dokunmaktan da bulaşabiliyor. Antibakteriyel sabunların bir faydası olmadığının yine altını çizmemiz gerekiyor.

7- Besin desteği kullanıyorsanız özellikle çinko ve C vitamini tüketimini artırmak iyileşmeye ciddi yardımcı oluyor.

Buradaki tavsiyelerle belki önleyebilir belki de yakalanırsanız kısa sürede atlatabilirsiniz. Yine de bolca dinlenmek, bedeninize iyileşecek zamanı tanırken, ona bu tavsiyelerle yardımcı olmak yapabileceğiniz en güzel şeylerden bir tanesidir. Tabii ki mümkünse kendinize iyi bakın ve hiç hastalanmayın.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google