Kozmik Enerji

Enerji terapisi kavramı günümüzde henüz çok fazla bilinmeyen kavramlardan bir tanesidir. Birçok insan tarafından şüpheyle yaklaşılan bir alan olmasına rağmen, tüm dünyada farklı enerji terapi teknikleri hızla gelişmeye ve yayılmaya devam etmektedir.

Varolan birçok enerji terapisi tekniği içinde Kozmik Enerji, bütünsel (holistik) yaklaşımla hem korunma, hem temizlenme hem de şifalanma sağlayan etkili bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Yüzyıllardır Tibetli rahipler tarafından şifa vermek amacıyla kullanılan bu yöntem, daha sonra Rusya’da bir tıp doktoru tarafından sistematik ve bilimsel hale getirilmiştir.

Kozmik Enerji Terapisi’ni diğer tekniklerden ayıran en önemli özelliklerinden biri şu an kullanılan halinin bilimsel temellere dayanması ve süreç içinde gözlenebilir sonuçlar alınmasıdır. Şu anda Dünya Sağlık Örgütü üyesi olan “International Classic Cosmoenergy Federation” adında bir federasyonu bulunan Kozmik Enerji, tüm dünyada hızla yayılmakta ve tamamlayıcı tıp tekniği olarak dünyanın birçok yerinde kullanılmaktadır.

Kozmik Enerji terapisi, grip gibi viral hastalıklardan, depresyon ve kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara, çözümü olmadığı söylenen migren gibi kronik hastalıklardan, kanser vb. tehlikeli hastalıklara kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. Ayrıca stres, kilo dengeleme, öfke sorunu vb. sıkça rastlanan problemlerde de kullanılmaktadır.

Kozmik Enerji bireylere sadece şifa vermekle kalmaz, aynı zamanda bir insanın enerji bedeninde bulunan negatif etkileri de temizler. Kişinin hayatında olumsuzluk yaratan nazar, büyü, düşük seviyeli parazit varlıklar gibi düşük titreşimleri ortadan kaldırır. Kozmik Enerji bir kişinin aurasını, karmasını, geçmişini, bedenini, çakralarını, dişil ve eril enerji kanallarını tamamen temizler, dengeler ve şifalandırır. Kozmik Enerji bireyleri korur, onların manyetik alanlarını güçlendirir, enerji akışlarını sağlar, pozitif enerji ile yükler, bloke olmuş enerji yollarını açar, bolluk, bereket, sağlık ve sevgi getirir.

Kısacası, Kozmik Enerji Terapisi yaşamda var olan tüm sıkıntılar için kullanılabildiği gibi, aynı zamanda hiçbir bilinen sıkıntı olmasa bile kişinin kendini daha iyi, mutlu ve huzurlu hissetmesi için kullanılan çok güçlü bir tekniktir. Böylesi bir tekniği tarif etmek her ne kadar zor olsa da, deneyimlemesi oldukça kolaydır ve ancak deneyim ile etkileri daha net şekilde gözlemlenebilir.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Grip Tedavisi İçin 7 Öneri

Önceki yazılarımızdan birinde gripten korunmak için 7 öneri paylaşmıştık. Tabii ki bütün bunlara rağmen grip olma durumları da yaşanıyor. Grip olduğunuz için artık hiçbir şey yapmayıp beklemek yerine, yine de kendiniz için yapabileceğiniz bir şeyler var. Şimdi de grip olduğumuz zaman ne yapabileceğimizi 7 kısa maddede inceledik.

Bilimsel araştırmalar sonucu özetlenebilecek 7 öneri şu şekildedir:

1- Antibiyotik kullanmayın. Sürekli vurguladığımız üzere; grip hastalığının oluşmasını sağlayan şey bir mikrop değil virüstür. Antibiyotikler ise virüsleri değil bakterileri öldürür. Hatta virüslere zarar vermediği gibi, antibiyotikler vücudumuzdaki yararlı bakterileri de ortadan kaldırdığı için, aslında yarardan ziyade zarar vermektedir. Solunum yolları enfeksiyonuna yol açan her ne ise, bir kültür alınarak tespit edilip ilaç yazılması gerekmekteyken, genelde Türkiye’de her şeye antibiyotik kullanılmaktadır.

2- Şekeri kesin. İşlenmiş gıdalardan, tatlandırıcılardan uzak durun. Bu aynı zamanda korunmak için önerilerden de birisiydi. Aynı şekilde var olan zararlı organizmaların hızlı çoğalmasını sağlayacak bir durum oluşmaması için çok önemli bir tavsiyedir.

3- Bol su için. Gribal enfeksiyonlarda su kaybı artmakta, ateş yükselebilmektedir. O yüzden su içmemiz normalden çok daha önemli hale gelmektedir.

4- Eğer ateşiniz 38.9 derecenin altındaysa düşürmeye çalışmayın. Grip virüsü hafif yüksek ısılarda üreyemiyor. Yani aslında ateş yükselmesi de bir dereceye kadar vücudumuzun bir savunma mekanizmasıdır. Fakat ateş bu derecenin üstünde ise doktora gidilmesi ve/veya duruma müdahale edilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca kulak ağrısı, gözlerde ağrı, burundan yeşil akıntı, nefes darlığı gibi şikayetler olursa da doktora gitmek gerekiyor.

5- Tavuk çorbası (tavuğun içindeki cysteine aminoasidinin faydalı olması), sarımsak (antimikrobik) gibi gıdalar tüketin.

6- El yıkayın. Bu aynı zamanda önleyicidir. Genelde bu tarz hastalıklar el sıkışmaktan, nesnelere dokunmaktan da bulaşabiliyor. Antibakteriyel sabunların bir faydası olmadığının yine altını çizmemiz gerekiyor.

7- Besin desteği kullanıyorsanız özellikle çinko ve C vitamini tüketimini artırmak iyileşmeye ciddi yardımcı oluyor.

Buradaki tavsiyelerle belki önleyebilir belki de yakalanırsanız kısa sürede atlatabilirsiniz. Yine de bolca dinlenmek, bedeninize iyileşecek zamanı tanırken, ona bu tavsiyelerle yardımcı olmak yapabileceğiniz en güzel şeylerden bir tanesidir. Tabii ki mümkünse kendinize iyi bakın ve hiç hastalanmayın.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Kendinizi Dinlemek

Bugüne kadar bize “kendini çok dinleme” tarzında telkinler verildi. Biraz “hastalık hastası” olmama vurgusu, biraz da bize bir şey olmaz bakış açısı içeren bir telkin aslında bu. Ancak bugüne kadar sıkça duyduğumuz bu söyleme biraz farklı bakabilmemiz gerekiyor.

Genelde günlük hayatın içinde; kronik yorgunluk/halsizlik, baş ağrısı/migren, eklem rahatsızlıkları, mide bulantısı vb. birçok bedensel rahatsızlık ile karşılaşan çok fazla insan oluyor. Bunlar da çoğunlukla yaşanan bir olaya, bir kişiye sinirlenmeye, finansal problemlere ve hatta hava durumu gibi birçok nedene bağlanıyor. Sürekli bir dış etken yüzünden sorun yaşıyor olma durumu aslında. Peki ya bütün bu rahatsızlıkların sebebi dış etkenler yerine bizim yaşam tarzımızla ilgiliyse?

Araştırmalar gösteriyor ki, çağımızda ölümlerin %70’inden fazlasına sebep olan kalp hastalıkları, kanser, kemik erimesi, diyabet gibi kronik hastalıkların teşhisi konulana kadar, vücudumuz günlük yaşamın içinde olan birçok semptom ile bize mesaj vermeye çalışıyor. Genelde birçok dış etkene bağlanan bu semptomlar ise yavaş yavaş ilerleyen ciddi bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Bu yüzden kronik yaşanan bedensel sıkıntıları sürekli bir şeylere bağlamak yerine onların gerçek sebebini bulmaya odaklanmak ve onlara çözüm bulmak uzun vadede daha ciddi rahatsızlıkların önüne geçilmesini sağlayabilir.

Eğer düzenli olarak belli rahatsızlıklar yaşıyorsanız ki bu her yıl grip olmak bile olabilir, yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yapmanız için bir mesaj alıyor olabilirsiniz. Örneğin, grip olmak çok doğal gibi görünse de dünyadaki tüm insanlar her yıl grip olmadığı için bu, bireye özgü bir sorundur. Çevremizdeki birçok kişinin hastalandığı bir dünyada yaşadığımız için hasta olma durumunu normalleştirmiş durumdayız. Alışılmışın aksine, insanın doğal durumu sağlıklı olmasıdır. Dolayısıyla herhangi bir hastalık, rahatsızlık durumunun doğal olmayan ve insanın kendi oluşturduğu bir durum olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Ayrıca hasta olmak ve hastalıkların tedavisi için uğraşmak da yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkiliyor.

Sonuç olarak, kendinize kulak vermeye bugün başlamaya ne dersiniz? Düzenli olarak yaşadığınız rahatsızlıklarınız varsa, elbette doktora gitmeniz iyi olacaktır ama bir yandan yaşam tarzınızı da sorgulamayı ihmal etmeyin. Hayatınızda yapacağınız ufak değişimlerle, yaşadığınız rahatsızlıkları bir daha hiç yaşamadığınız bir yaşam yaratabilirsiniz. Peki bu nasıl olabilir? Öncelikle karar vermek gerekiyor. Siz karar verdikten sonra her şey çok daha kolay olacak. Cosmomia olarak da hep söylediğimiz gibi; hayal et, inşa et!

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Gripten Korunmak İçin 7 Öneri

Grip salgınının kol gezdiği, çevremizdeki herkesin hasta olduğu ve belki de çoğumuzun kesin hasta olacağını düşündüğü yılın bol öksürüklü, boğaz ağrılı ve halsiz dönemine girmiş bulunuyoruz. Peki grip olmak kaçınılmaz bir son mudur? Herkesin hasta oluyor olması acaba bizim de hasta olmamız gerekeceği anlamına gelir mi?

Gripten korunmak için yapabileceğimiz basit şeyler neler olabilir? Bunları 7 maddede inceledik.

1- Grip aşısı olmayın. Bu konuda çok fazla araştırma mevcut ve bilimsel olarak grip aşısının gribi önlediğine dair pek bir veri bulunmamakta. Bunun ana sebebi de, grip aşısının bir önceki senenin grip virüsünün baz alarak yapılması ancak yukarıda belirtildiği gibi virüsün çoktan değişime (mutasyon) uğramasıdır. Grip aşısı biraz ticari bir durum olarak bile görülebilir.

2- Şekerli gıdaları (karbonhidratlar) çok fazla tüketmeyin. Şeker tüketimi hastalık yapan bakteriler, mantarlar, virüsler vb. organizmaların üremesi için harika bir ortam sunuyor ve vücudun içinde gerçekleşen saldırı, bağışıklık sistemini zayıflatıyor.

3- Vitamin D eksikliği oluşmaması için arada güneşe çıkın. Araştırmalar D vitamininin, 200-300 arası antimikrobik üyenin vücutta salgılanmasını sağladığını ve bu salgılanan şeylerin bakteri, virüs gibi şeylere karşı koruma sağladığını ortaya koymuştur.

4- Yeterli ve kaliteli dinlenin. İyi bir uyku her zaman koruyucudur.

5- Stres konusunda kendinize çalışın. Stres hayatımızın artık bir parçası haline gelmiş durumda. O yüzden stres yapmayın demek yerine, onu yönetebileceğiniz bir hale getirecek çalışmaları yapın. Kendinize vakit ayırın ve gerekirse bu konuda destek alın. Stres birçok olumsuz etki yarattığı gibi, bağışıklık sistemini de zayıf düşürmektedir.

6- Düzenli egzersiz yapın. Birçok araştırma, vücudumuzun biyolojik bir ihtiyacı olan egzersizin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya koymaktadır.

7- Yeşil çay için. Günde 1-5 bardak arası yeşil çay içmek, vücudumuzda antioksidanların artışını sağlayacak ve enfeksiyonlarla mücadelede bizim yardımcımız olacaktır.

Sonuç olarak, aslında pek yapmadığımız bir şey olsa da, kendimize hasta olduktan sonra değil de, sağlıklı iken özen göstermemiz ve vakit ayırmamız gerekiyor. Böylece en azından sağlıklı yaşama ihtimalimizi artırmış oluyoruz. Çevrenizde herkes hasta olduğu için siz de hasta olmak zorunda değilsiniz.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

Egzersiz Yapmanın 8 Faydası

Egzersiz denildiğinde akla ilk gelen şeylerden biri kilo vermek için yapılan aktivite, diğeri de spor salonları olur. Aslında egzersiz yapmanın yani fiziksel hareketin en önemli özelliği insan için bir biyolojik gereksinim olmasıdır. Başka bir deyişle, bizim suya ihtiyacımız olduğu gibi, harekete de ihtiyacımız vardır. Tabii ki vücudumuzun suya daha çok ve sıklıkla ihtiyacı olduğu için sıkça susuyoruz fakat egzersiz yapmamanın, hareketsizliğin problemlerini genelde çok daha uzun vadede görüyoruz.

Birçok araştırma gösteriyor ki düzenli egzersiz yapıyor olmak; kanser olma riskini azaltmaktan, beynin daha iyi çalışmasına kadar hemen her şeyi etkiliyor. Peki bu kadar araştırma egzersizin faydalarını ortaya koyuyorken ve bedenen bir ihtiyacımızken neden hayatımızda yer vermekte zorlanıyoruz? Bunun için çeşitli nedenler sıralanabilir ama hayatımızdaki önceliklendirme sorunu olarak görülebilecek bir konu olduğu kesin.

Bu yazımızda düzenli sporu hayatınızda önceliklendirmek için size faydalı olabilecek 8 nedene göz atalım.

1- Beyin fonksiyonlarında gelişim: Egzersiz ile beyne daha çok kan gittiği için oradaki beslenmenin artması durumudur. Yapılan araştırmalarda egzersiz yapan ile yapmamış olan insanların yaşlılığında, ilk grubun çok daha iyi beyin fonksiyonlarına sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

2- Kemikler: Düzenli egzersiz ile kemik erimesinin önlenmesi konusunda net bulgular var çünkü kemiklerin, kasların daha sağlam ve daha esnek olması bu konudaki en önemli gücünüz olacaktır.

3- Daha iyi bir mod, daha çok özgüven ve daha iyi hissetme: Hormonal olarak egzersizin bu konulara etki ettiği bir gerçek. Bu gelişimleri kim hayatında istemez ki?

4- Daha iyi bir sindirim sistemi: Özellikle egzersiz su içmeye teşvik ettiğinden ötürü vücudun hidrasyon seviyesini etkiliyor ve kabızlık gibi problemleri önlemeye yardımcı oluyor.

5- Kas artışı: Daha çok kas miktarı uzun vadede eklem ağrılarını önlemeye yardımcı olur.Buna yaşlılık yıllarına bir yatırım yapmak da diyebiliriz.

6- Zihinsel gelişim: Bir araştırma göstermiştir ki; 12 haftalık düzenli spor sonunda depresyon ve gerginlik problemleri azalmaktadır. Aynı zamanda stresin azalması birçok bedensel ağrı ve/veya rahatsızlığı da ortadan kaldırmaya yardımcı olur.

7- Daha iyi bir dolaşım sistemi: Dolaşım sistemi sayesinde cilt sağlığı dahi pozitif etkileniyor. Dolaşım sistemi sayesinde hücrelere ne kadar oksijen ve besin taşınırsa o kadar sağlıklı oluyoruz. Aynı zamanda daha iyi bir dolaşım sistemi, cinsel işlev bozukluklarını da ortadan kaldırmaya direk olarak etki ediyor.

8- Tok tutması: Yapılan araştırmalar sonucunda; düzenli spor yapan kadınları spor sonrası açık büfe bir yere götürdüklerinde, vücuttaki bir hormonun artışı sayesinde normalden çok daha az tüketim yaptıkları gözlenmiş. Yani spor yapmanın direk olarak kilo verdirmeyi sağlamasa da hormonal düzeni ve bağlantılı olarak iştahı düzenleyerek kilo kontrolüne yardımcı oluyor.

Bütün bu faydalar bilimsel olarak çalışmalar sonucu ortaya konmuşsa da bizim konuyu önceliklendirmemize yeterli olmayabiliyor. Hayat bizi seçimlerimiz yüzünden çok mu zorluyor da kendimize bu yönde vakit ayıramıyoruz? Kendinizle ilgili farkındalığı yakalayabilirseniz, o zaman öncelik listenizde bu konuyu yükseklere çıkarmanız mümkün. Zaman ayırabilmek aslında sizin elinizde.

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google

İş Hayatı ve Depresyon

Çalışma hayatını genel olarak yoğun bir düzen içinde stresli ve aşırı rekabetçi bir ortam olarak tanımlayabiliriz. Elbette iş hayatı tek bir sebeptir denilemez ama günümüzde artan depresyon sorunlarının kaynağı olarak ilk sıralarda yer aldığı bir gerçek. Bazı uzmanlar iş hayatının depresyona neden olduğunu savunurken, bazıları da depresyonun iş hayatından değil, kişinin kendi zihinsel durumundan kaynaklı olduğunu savunuyor. Sebep her ne olursa olsun; bu soruna çözüm bulmak üzere psikologlar, psikolojik danışmanlar veya psikiyatr gibi uzmanlardan destek alınma yoluna gidiliyor.

Dünyadaki gelişimlere paralel olarak ülkemizde de son yıllarda psikolojik şikayetlerinden ötürü uzmanlara başvuran insan sayısı ciddi şekilde artmış ve 2009-2013 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre bu dönem içinde kişi sayısı 3 milyondan, 9 milyona çıkmış durumda. Türkiye ortalaması 3 kat artmışken, İstanbul ve Ankara gibi iş hayatının daha yoğun olduğu illerde 6-7 kat artmış durumda. Bu da iş hayatı yoğunluğu ile psikolojik problemler arasında aslında bir korelasyon olabileceğini ortaya çıkarıyor.

Her insan işinde az veya çok stres yaşıyor. Bazı uzmanlar bir miktar stresin iyi olduğunu söylese de genelde bu sınır kolay aşılıyor. Bazen bir iş arkadaşı, bağlı olduğunuz kişi veya herhangi bir çalışanla sorun yaşayarak, bazen çalışma koşulları ve/veya hedef baskıları gibi sebeplerden dolayı stres artabiliyor.

Peki depresyona varan bu sorunların sebebi iş mi yoksa siz misiniz? everydayhealth.com sitesinde yayınlanan bir makalede uzman Clare Miller, işin tek başına depresyona yol açamayacağını söylüyor ve ortada iş dışında başka faktörlerin de bulunduğunu savunuyor. Aynı makalede kitap yazarı ve psikolog Dr. Elizabeth Lombardo ise sebebin “öğrenilmiş çaresizlik” olduğunu belirtiyor. Öğrenilmiş çaresizlikten kaynaklı depresyon semptomları ise; fark yaratmaya çalışmayı bırakmak, pasiflik, erteleme, öfke duyma, düşük özgüven gibi şeyler olarak belirtiliyor.

Çalışma hayatının tetiklediği durumlar ise; kişinin kendisine uymayan bir pozisyonda olması, finansal problemler, işten ayrılmak isteyip ayrılamama, insanüstü çaba gerektiren istekler ve belirsiz roller gibi şeyler olabiliyor. Muhtemelen birçok insan bir ya da birkaç tane durumu mevcut işinde yaşıyordur.

Bütün bu sorunların içinde, hiçbir şey yapmadan beklemek yerine bireysel anlamda bir çaba göstermek kendiniz için yapabileceğiniz şeylerin başında geliyor. Zihinsel ve ruhsal olarak gelişim sağlamak, karşınıza çıkan zorluklarla -iş stresi veya iş dışı- baş edebilmeyi kolaylaştırır. Bu yüzden öncelikle kendi zihin seviyenizi yükseltmeniz, bunun için çaba göstermeniz uzun vadede en kalıcı çözümlerden biridir. Bu noktada belki de kendinizi depresyonun içinde bulmadan, hayatınızda fark ettiğiniz sorunlar varsa, bunlar daha ciddi problemlere dönüşmeden bir uzmana danışmak bu sorunları çok daha kolay aşmanıza yardımcı olacaktır.

Rahat ve huzurlu bir hayat yaratabilmek sizin elinizde!

Paylaşın : Twitter/ Facebook/ Pinterest/ Google